Risale

As-Saffat182 ayet

As-Saffat

Page 446Mekki

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

137:1
s. 446

وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا

Andolsun o saf bağlayıp duranlara.

237:2
s. 446

فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا

O haykırıp da sürenlere.

337:3
s. 446

فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا

Ve o yolda zikir okuyanlara.

437:4
s. 446

إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ

Ki sizin ilâhınız birdir.

537:5
s. 446

رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ

O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.

637:6
s. 446

إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.

737:7
s. 446

وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ

Onu her inatçı şeytandan koruduk.

837:8
s. 446

لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.

937:9
s. 446

دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.

1037:10
s. 446

إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.

1137:11
s. 446

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ

Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.

1237:12
s. 446

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.

1337:13
s. 446

وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.

1437:14
s. 446

وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ

Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.

1537:15
s. 446

وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."

1637:16
s. 446

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"

1737:17
s. 446

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

"Önceki atalarımız da mı?.."

1837:18
s. 446

قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."

1937:19
s. 446

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.

2037:20
s. 446

وَقَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

"Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.

2137:21
s. 446

هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.

2237:22
s. 446

۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

2337:23
s. 446

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

2437:24
s. 446

وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.

2537:25
s. 447

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)

2637:26
s. 447

بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.

2737:27
s. 447

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.

2837:28
s. 447

قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.

2937:29
s. 447

قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."

3037:30
s. 447

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ

"Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."

3137:31
s. 447

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

"Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."

3237:32
s. 447

فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ

"Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."

3337:33
s. 447

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.

3437:34
s. 447

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

İşte biz günahkarlara böyle yaparız.

3537:35
s. 447

إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.

3637:36
s. 447

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ

Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.

3737:37
s. 447

بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.

3837:38
s. 447

إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.

3937:39
s. 447

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.

4037:40
s. 447

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.

4137:41
s. 447

أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

İşte onlar için belli bir rızık vardır.

4237:42
s. 447

فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ

Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.

4337:43
s. 447

فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.

4437:44
s. 447

عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ

(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.

4537:45
s. 447

يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ

İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.

4637:46
s. 447

بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ

İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.

4737:47
s. 447

لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.

4837:48
s. 447

وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ

Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.

4937:49
s. 447

كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.

5037:50
s. 447

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

Derken birbirine dönüp sorarlar:

5137:51
s. 447

قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ

İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."

5237:52
s. 448

يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"

5337:53
s. 448

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"

5437:54
s. 448

قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

"Siz onu tanır mısınız?" der.

5537:55
s. 448

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.

5637:56
s. 448

قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."

5737:57
s. 448

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

"Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."

5837:58
s. 448

أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?

5937:59
s. 448

إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?

6037:60
s. 448

إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

İşte bu büyük kurtuluştur.

6137:61
s. 448

لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ

Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.

6237:62
s. 448

أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?

6337:63
s. 448

إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّـٰلِمِينَ

Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.

6437:64
s. 448

إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.

6537:65
s. 448

طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ

Tomurcukları şeytanların başları gibidir.

6637:66
s. 448

فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.

6737:67
s. 448

ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.

6837:68
s. 448

ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.

6937:69
s. 448

إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.

7037:70
s. 448

فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.

7137:71
s. 448

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.

7237:72
s. 448

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.

7337:73
s. 448

فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?

7437:74
s. 448

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.

7537:75
s. 448

وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.

7637:76
s. 448

وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

7737:77
s. 449

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.

7837:78
s. 449

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.

7937:79
s. 449

سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ

Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.

8037:80
s. 449

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

8137:81
s. 449

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

8237:82
s. 449

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

Sonra diğerlerini suda boğduk.

8337:83
s. 449

۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.

8437:84
s. 449

إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.

8537:85
s. 449

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"

8637:86
s. 449

أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

"Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"

8737:87
s. 449

فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

"Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"

8837:88
s. 449

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ

Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.

8937:89
s. 449

فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ

Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.

9037:90
s. 449

فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.

9137:91
s. 449

فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.

9237:92
s. 449

مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).

9337:93
s. 449

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.

9437:94
s. 449

فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.

9537:95
s. 449

قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"

9637:96
s. 449

وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

"Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."

9737:97
s. 449

قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.

9837:98
s. 449

فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.

9937:99
s. 449

وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."

10037:100
s. 449

رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

"Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"

10137:101
s. 449

فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ

Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

10237:102
s. 449

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ

Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

10337:103
s. 450

فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.

10437:104
s. 450

وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ

Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "

10537:105
s. 450

قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

"Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."

10637:106
s. 450

إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

"Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)

10737:107
s. 450

وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.

10837:108
s. 450

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.

10937:109
s. 450

سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

Selam olsun İbrahim'e...

11037:110
s. 450

كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

11137:111
s. 450

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

11237:112
s. 450

وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.

11337:113
s. 450

وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ

Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.

11437:114
s. 450

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.

11537:115
s. 450

وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

11637:116
s. 450

وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.

11737:117
s. 450

وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.

11837:118
s. 450

وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

Kendilerini doğru yola çıkardık.

11937:119
s. 450

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:

12037:120
s. 450

سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

Selam olsun, Musa ile Harun'a.

12137:121
s. 450

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

12237:122
s. 450

إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.

12337:123
s. 450

وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.

12437:124
s. 450

إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

12537:125
s. 450

أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ

Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

12637:126
s. 450

ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

12737:127
s. 451

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.

12837:128
s. 451

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.

12937:129
s. 451

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:

13037:130
s. 451

سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

Selam olsun İlyâsîn'e.

13137:131
s. 451

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

13237:132
s. 451

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

13337:133
s. 451

وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.

13437:134
s. 451

إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.

13537:135
s. 451

إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ

Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.

13637:136
s. 451

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

Sonra diğerlerini helak etmiştik.

13737:137
s. 451

وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

13837:138
s. 451

وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

13937:139
s. 451

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.

14037:140
s. 451

إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.

14137:141
s. 451

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.

14237:142
s. 451

فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.

14337:143
s. 451

فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

14437:144
s. 451

لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

14537:145
s. 451

۞ فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.

14637:146
s. 451

وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ

Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.

14737:147
s. 451

وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.

14837:148
s. 451

فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.

14937:149
s. 451

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?

15037:150
s. 451

أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ

Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?

15137:151
s. 451

أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.

15237:152
s. 451

وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ

Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.

15337:153
s. 451

أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?

15437:154
s. 452

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?

15537:155
s. 452

أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Hiç düşünmüyor musunuz?

15637:156
s. 452

أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌ مُّبِينٌ

Yoksa sizin için açık bir delil mi var?

15737:157
s. 452

فَأْتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.

15837:158
s. 452

وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.

15937:159
s. 452

سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

16037:160
s. 452

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).

16137:161
s. 452

فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

16237:162
s. 452

مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ

Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

16337:163
s. 452

إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

16437:164
s. 452

وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ

(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

16537:165
s. 452

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

16637:166
s. 452

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

16737:167
s. 452

وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

16837:168
s. 452

لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

16937:169
s. 452

لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

17037:170
s. 452

فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.

17137:171
s. 452

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

17237:172
s. 452

إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

17337:173
s. 452

وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ

Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

17437:174
s. 452

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

17537:175
s. 452

وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.

17637:176
s. 452

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

17737:177
s. 452

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!

17837:178
s. 452

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

17937:179
s. 452

وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.

18037:180
s. 452

سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

18137:181
s. 452

وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.

18237:182
s. 452

وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.