Risale

Al-Haqqah52 ayet

Al-Haqqah

Page 566Mekki

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

169:1
s. 566

ٱلْحَآقَّةُ

(Gerçekleşecek) Kıyamet!

269:2
s. 566

مَا ٱلْحَآقَّةُ

Nedir, o Kıyamet?

369:3
s. 566

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ

Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?

469:4
s. 566

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ

Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.

569:5
s. 566

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ

Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.

669:6
s. 566

وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ

Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.

769:7
s. 566

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَـٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ

Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

869:8
s. 566

فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍ

Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?

969:9
s. 567

وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ

Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.

1069:10
s. 567

فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً

Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.

1169:11
s. 567

إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَـٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ

Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.

1269:12
s. 567

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَآ أُذُنٌ وَٰعِيَةٌ

Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.

1369:13
s. 567

فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌ وَٰحِدَةٌ

Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,

1469:14
s. 567

وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَٰحِدَةً

Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,

1569:15
s. 567

فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

İşte o gün olacak olur.

1669:16
s. 567

وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ

O gün gök yarılmış, sarkmıştır.

1769:17
s. 567

وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَـٰنِيَةٌ

Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.

1869:18
s. 567

يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌ

O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.

1969:19
s. 567

فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَـٰبِيَهْ

Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."

2069:20
s. 567

إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَـٰقٍ حِسَابِيَهْ

"Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.

2169:21
s. 567

فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ

Artık o hoşnut bir hayattadır.

2269:22
s. 567

فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ

Yüksek bir cennettedir.

2369:23
s. 567

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ

Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.

2469:24
s. 567

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ

"Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).

2569:25
s. 567

وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَـٰبِيَهْ

Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,

2669:26
s. 567

وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ

Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,

2769:27
s. 567

يَـٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ

Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.

2869:28
s. 567

مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ

Malım bana hiç fayda vermedi.

2969:29
s. 567

هَلَكَ عَنِّى سُلْطَـٰنِيَهْ

Gücüm de benden yok olup gitti."

3069:30
s. 567

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."

3169:31
s. 567

ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ

"Sonra cehenneme atın onu."

3269:32
s. 567

ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَٱسْلُكُوهُ

"Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."

3369:33
s. 567

إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ

Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.

3469:34
s. 567

وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ

Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.

3569:35
s. 568

فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَـٰهُنَا حَمِيمٌ

Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.

3669:36
s. 568

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ

Bir irinden başka yiyecek de yok.

3769:37
s. 568

لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَـٰطِـُٔونَ

Onu günahkârlardan başkası yemez.

3869:38
s. 568

فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ

Andolsun gördüklerinize,

3969:39
s. 568

وَمَا لَا تُبْصِرُونَ

Ve görmediklerinize..

4069:40
s. 568

إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ

Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.

4169:41
s. 568

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تُؤْمِنُونَ

O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

4269:42
s. 568

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ

Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!

4369:43
s. 568

تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

4469:44
s. 568

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ

O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,

4569:45
s. 568

لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ

Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.

4669:46
s. 568

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ

Sonra da onun şah damarını keser atardık.

4769:47
s. 568

فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَـٰجِزِينَ

O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.

4869:48
s. 568

وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ

O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.

4969:49
s. 568

وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ

Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.

5069:50
s. 568

وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ

Kuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.

5169:51
s. 568

وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ

Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.

5269:52
s. 568

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle