Risale

Al-Ma'arij44 ayet

Al-Ma'arij

Page 568Mekki

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

170:1
s. 568

سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ

Bir isteyen, olacak azabı istedi.

270:2
s. 568

لِّلْكَـٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌ

Kâfirler için onu savacak yok.

370:3
s. 568

مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ

O, derece ve makamların sahibi Allah'tandır.

470:4
s. 568

تَعْرُجُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ

Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.

570:5
s. 568

فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا

O halde güzel bir sabır ile sabret.

670:6
s. 568

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا

Çünkü onlar onu uzak görürler.

770:7
s. 568

وَنَرَىٰهُ قَرِيبًا

Biz ise onu yakın görüyoruz.

870:8
s. 568

يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ

O gün gök erimiş bir maden gibi olur.

970:9
s. 568

وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ

Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.

1070:10
s. 568

وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا

Dost dostun halini soramaz.

1170:11
s. 569

يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ

Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,

1270:12
s. 569

وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ

Eşini ve kardeşini,

1370:13
s. 569

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ

Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,

1470:14
s. 569

وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ

Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.

1570:15
s. 569

كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ

Hayır, o alevlenen bir ateştir.

1670:16
s. 569

نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ

Derileri kavurur, soyar.

1770:17
s. 569

تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ

Çağırır, sırtını dönüp gideni,

1870:18
s. 569

وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ

Mal toplayıp kasada yığanı,

1970:19
s. 569

۞ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.

2070:20
s. 569

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًا

Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.

2170:21
s. 569

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا

Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.

2270:22
s. 569

إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ

Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.

2370:23
s. 569

ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ

Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.

2470:24
s. 569

وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ

Onların mallarında belli bir hak vardır,

2570:25
s. 569

لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ

Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.

2670:26
s. 569

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ

Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.

2770:27
s. 569

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

Rablerinin azabından korkarlar.

2870:28
s. 569

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ

Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.

2970:29
s. 569

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ

Onlar ki ırzlarını korurlar.

3070:30
s. 569

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.

3170:31
s. 569

فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ

Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.

3270:32
s. 569

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ

Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.

3370:33
s. 569

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَـٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ

Şahitliklerinde dürüsttürler.

3470:34
s. 569

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

Namazlarına devam ederler.

3570:35
s. 569

أُو۟لَـٰٓئِكَ فِى جَنَّـٰتٍ مُّكْرَمُونَ

İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.

3670:36
s. 569

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ

Şimdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar:

3770:37
s. 569

عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ

Sağdan ve soldan bölük bölük.

3870:38
s. 569

أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ

Onlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?

3970:39
s. 569

كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ

Hayır, biz onları bildikleri şeyden yarattık.

4070:40
s. 570

فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَـٰرِقِ وَٱلْمَغَـٰرِبِ إِنَّا لَقَـٰدِرُونَ

Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.

4170:41
s. 570

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

Onları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.

4270:42
s. 570

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.

4370:43
s. 570

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ

O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.

4470:44
s. 570

خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.