Risale

Al-Waqi'ah96 ayet

Al-Waqi'ah

Page 534Mekki

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

156:1
s. 534

إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

Olacak vak'a olduğu zaman

256:2
s. 534

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.

356:3
s. 534

خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

O, alçaltıcıdır, yükselticidir.

456:4
s. 534

إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا

Yer şiddetle sarsıldığı

556:5
s. 534

وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا

Dağlar serpildikçe serpildiği

656:6
s. 534

فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا

Dağılıp toz duman haline geldiği

756:7
s. 534

وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَـٰثَةً

Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman

856:8
s. 534

فَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!

956:9
s. 534

وَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!

1056:10
s. 534

وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ

Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.

1156:11
s. 534

أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ

İşte o yaklaştırılanlar,

1256:12
s. 534

فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Nimet cennetlerindedirler.

1356:13
s. 534

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Çoğu önceki ümmetlerden,

1456:14
s. 534

وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

Birazı da sonrakilerden.

1556:15
s. 534

عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ

(Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

1656:16
s. 534

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَـٰبِلِينَ

Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.

1756:17
s. 535

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ

Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.

1856:18
s. 535

بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ

Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.

1956:19
s. 535

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

2056:20
s. 535

وَفَـٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

Beğendikleri meyvalar,

2156:21
s. 535

وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

Canlarının çektiği kuş etleri,

2256:22
s. 535

وَحُورٌ عِينٌ

İri gözlü hûriler,

2356:23
s. 535

كَأَمْثَـٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ

Saklı inciler gibi,

2456:24
s. 535

جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Yaptıklarına karşılık olarak verilir.

2556:25
s. 535

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

2656:26
s. 535

إِلَّا قِيلًا سَلَـٰمًا سَلَـٰمًا

Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.

2756:27
s. 535

وَأَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ

Sağın adamları, nedir o sağın adamları!

2856:28
s. 535

فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ

Dalbastı kirazlar,

2956:29
s. 535

وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ

Meyva dizili muzlar,

3056:30
s. 535

وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ

Uzamış gölgeler,

3156:31
s. 535

وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ

Fışkıran sular.

3256:32
s. 535

وَفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

Pek çok meyva arasında,

3356:33
s. 535

لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

Tükenmeyen ve yasaklanmayan

3456:34
s. 535

وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ

Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.

3556:35
s. 535

إِنَّآ أَنشَأْنَـٰهُنَّ إِنشَآءً

Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).

3656:36
s. 535

فَجَعَلْنَـٰهُنَّ أَبْكَارًا

Onları bâkireler yaptık.

3756:37
s. 535

عُرُبًا أَتْرَابًا

Hep yaşıt sevgililer,

3856:38
s. 535

لِّأَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

Sağın adamları içindir.

3956:39
s. 535

ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Bir çoğu öncekilerdendir.

4056:40
s. 535

وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

Bir çoğu da sonrakilerdendir.

4156:41
s. 535

وَأَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ

Solun adamları, nedir o solcular!

4256:42
s. 535

فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,

4356:43
s. 535

وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ

Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.

4456:44
s. 535

لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

Ki ne serindir, ne de faydalı.

4556:45
s. 535

إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.

4656:46
s. 535

وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ

Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.

4756:47
s. 535

وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"

4856:48
s. 535

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

"Önceki atalarımızda mı?"

4956:49
s. 535

قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ

De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"

5056:50
s. 535

لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

"Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."

5156:51
s. 536

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ

Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!

5256:52
s. 536

لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

5356:53
s. 536

فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.

5456:54
s. 536

فَشَـٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ

Üstüne de kaynar su içeceksiniz.

5556:55
s. 536

فَشَـٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ

Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.

5656:56
s. 536

هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ

İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

5756:57
s. 536

نَحْنُ خَلَقْنَـٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?

5856:58
s. 536

أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

Attığınız meniyi gördünüz mü?

5956:59
s. 536

ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَـٰلِقُونَ

Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?

6056:60
s. 536

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.

6156:61
s. 536

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَـٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ

Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).

6256:62
s. 536

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

6356:63
s. 536

أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

Ektiğinizi gördünüz mü?

6456:64
s. 536

ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

6556:65
s. 536

لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَـٰهُ حُطَـٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.

6656:66
s. 536

إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

"Doğrusu borç altına girdik."

6756:67
s. 536

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

"Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).

6856:68
s. 536

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ

İçtiğiniz suya baktınız mı?

6956:69
s. 536

ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ

Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

7056:70
s. 536

لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَـٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!

7156:71
s. 536

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ

Yaktığınız ateşi gördünüz mü?

7256:72
s. 536

ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

7356:73
s. 536

نَحْنُ جَعَلْنَـٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَـٰعًا لِّلْمُقْوِينَ

Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.

7456:74
s. 536

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.

7556:75
s. 536

۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.

7656:76
s. 536

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

Bilirseniz bu büyük bir yemindir.

7756:77
s. 537

إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ

O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.

7856:78
s. 537

فِى كِتَـٰبٍ مَّكْنُونٍ

Korunmuş bir kitaptadır.

7956:79
s. 537

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ

Ona temizlenenlerden başkası el süremez.

8056:80
s. 537

تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

(O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

8156:81
s. 537

أَفَبِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

8256:82
s. 537

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?

8356:83
s. 537

فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ

Can boğaza dayandığı zaman

8456:84
s. 537

وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ

Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.

8556:85
s. 537

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَـٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.

8656:86
s. 537

فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

Eğer cezalandırılmayacak iseniz,

8756:87
s. 537

تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.

8856:88
s. 537

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,

8956:89
s. 537

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ

Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

9056:90
s. 537

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

Eğer O, sağın adamlarından ise,

9156:91
s. 537

فَسَلَـٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

"(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"

9256:92
s. 537

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;

9356:93
s. 537

فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ

İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

9456:94
s. 537

وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

Ve cehenneme atılma vardır.

9556:95
s. 537

إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ

Kesin gerçek budur işte.

9656:96
s. 537

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.